Dünya dogal, kusursuz ve tarafsiz bir ayna. Kalbimizin gözleri ile bu aynaya bakmak, tüm yansimalari en saf en hatasiz hali ile görmek ve de bedensel deneyimimizi mutluluk ve huzur ile bulusturmaktir.
Fiziksel gözlerimiz ile dünyaya bakmak, her yansimanin icinde olan biteni düsünen zihnimiz ile anlamaya calisip, hatayi görüp, yargilamaya varmaktir. Bu döngü bizi asiri derecede yorar, yipratir ve üzer. Canimizi sikar ve acitir. Hatayi karsimizdakinde algilatir. Düsünce hapishanesinde umutsuzca volta atar dururuz. Icine düstügümüz bu olumsuz ve kalp kirici duruma mantikli bir yanit arariz. Ama gercekci ve kalici bir cözüm bulamayiz. Aradigimiz tüm cevaplar aslinda o kacmaya calistigimiz can sikintilarinin icinde gizlidir.
Farkandalik, zihnin yarattigi zaman illüzyonunu yikarak, bizi tek gerceklige yani ana ve olana davet eder. Bebekligimizin o saf ve kosulsuz sevgisinden neden koptugumuzu, ikinci beynimizde biriken duygu yüklerinin bizi nasil esir aldigini, kalbimizin gözlerini kapatan o kara perdeyi nasil aralayabilecegimizi, zihin hapishanesinden nasil cikilir, icimizdeki cocuk taraf ile bagimizi nasil onaririzi sorgulatir.
Korkunun ecele faydasi yoktur, Sevgi, yasami gercek kilar, korkuyu yok eder, eceli cesaretle kucaklatir. Sonucunda, Göz acip kapatincaya kadar gecip giden bu hayat yolculugunda, bedensel limitlerden siyrilip, ruhun sonsuz özgürlügüne uyanmaya baslariz.
OLANa müsaade et, akisa kendini birak. Cünkü gercek UYANI, ana uymaktir.